Pazar, 07 Mart 2010 16:10

Türkiye’nin güvendiği dağlara kar yağdı


CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, sözde Ermeni soykırım tasarısını yorumlarken Obama yönetiminin tavır değişikliğine gitmiş olabileceğine dikkat çekti:Türkiye’nin güvendiği dağlara kar yağdı 
CHP Grup Başkanvekili ve Ankara Milletvekili Hakkı Süha Okay cuma günü 67 Kanal Z’de yayınlanan ‘Analiz Özel’in konuğu olarak ülke gündemini meşgul eden konuları değerlendirdi. Demir Medya Genel Koordinatörü Harun Ersoy’un kendisini yönettiği soruları da yanıtlayan Okay, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu tarafından 22’ye karşı  23 oyla kabul edilen sözde Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili çarpıcı açıklamada bulundu.
CHP Grup Başkanvekili  Okay,  tasarıyla ilgili olarak ; “ Türkiye dış ilişkilerde teslimiyetçi anlayıştan kurtulamazsa ve Türkiye uluslararası ilişkilerde ciddi anlamda atak gerçekleştiremezse, uluslararası ilişkilerde kimi zaman 'one minute' ile sevinen Türkiye şimdi 'one minute'nin bedelini ödüyorsa ve devlet yönetimi ciddi bir işse, ciddiyeti taşıması gereken kadrolar gereğini yerine getirmede acz içinde ise Türkiye'nin kendi yönetim anlayışına bakması lazım. Muhtemelen; alt komisyondan 23'e 22 olara geçen sözde soykırım tasarısı, gelişen süreçte Temsilciler Meclisi'nden geri dönebilir ama  bir şey gerçekleşti ki Türkiye'nin güvendiği dağlara kar yağdı.”dedi.
Okay sözlerine şöyle devam etti;
Her 24 Nisan öncesi Türkiye böylesi bir sendrom yaşıyor, Ermeni karar tasarısı Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından kabul edilecek mi, edilmeyecek mi, Amerikan Başkanının tavrı ne olacak, bu konuda hangi lobiler bizimle beraber olacak, hangi lobiler karşımızda olacak ve bu  sözde soykırım iddiası bundan sonraki süreçte Türkiye'nin Amerika'yla ilişkilerini nasıl etkileyecek?...Türkiye'nin gündemi bu konulara kilitleniyor.
Dün sanki naklen maç yayını gibi oylama  rakamları sürekli ekrana yansıdı.  İnanın bu Türkiye için hazin bir tablodur.

“Türkiye bir kez daha kaybeden taraf oldu…”

Tabi bu bir devlet politikası, siyasi iktidarın bu yönde özellikle Ermenistan'la yapılan o anlaşmadan kaynaklanan ve bunun yanlış olduğu ifade edilen süreci veyahut Sayın Cumhurbaşkanımızın Ermenistan'a maç seyretmeye gidişini, Azerbaycan'la ilişkilerimizin zedelenişini...bunların hepsini Türkiye yaşadı.
Ama bütün bunları bir kenara koyuyoruz. Daha sonra o imzalanan anlaşmanın tanıklarının önündeki Türkiye tablosu ve galiba bu sorun çözüldü denilerek düşünülmesi sonrasında Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin bu protokolü tanımıyorum demesi Türkiye'nin yine bir kez daha Uluslararası ilişkide kaybeden taraf olması durumu üzüntülerini  yaşıyoruz.  

“Dış güçler ülkemize bir şeyleri dayatmak istiyor…”

1915'te sözde bir soykırım iddiası, Türkiye'nin yıllardır başında böylesine Amerika  ile ilişkilerimiz için  kılıç gibi sallanıyor. Aslında o yılların 1. Dünya Savaşı koşullarının bugün sorumluluğunu Osmanlı Devleti zamanındaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni ilgilendirmez demiyoruz. Türkiye diyor ki objektif olarak değerlendirilecek bir tarih komisyonu ele alsın, ve bunu incelesin. Var mı, yok mu? Biz bütün arşivlerimizi açıyoruz, hayır ne arşive bakarız ne inceleme yaparız ne komisyon kurarız, yok  kardeşim önce siz şunu peşin kabul edin. Kabul edildikten sonra ne olacak? Toprak talebi olacak, sonra ne olacak tazminat talebi olacak. Sen hala Ermenistan olarak Ağrı Dağı'nı sembol haline getiriyorsan ve bunu Türkiye'nin kabul etmesini istiyorsan Türkiye'nin bu istekler üzerinde uzlaşması mümkün değil. Ama dış güçler Türkiye'ye bir şeyleri dayatmak istiyor. Nitekim bu konuda soykırım olmadı dendiği takdirde biliyorsunuz İsviçre cezalandırma yoluna gitti, ve bunun gibi yasal düzenleme yapan başka ülkelerde oldu.

“One minute ile sevinirken şimdi  bedel ödeniyorsa…”

Türkiye dış ilişkilerde teslimiyetçi anlayıştan kurtulamazsa ve Türkiye uluslararası ilişkilerde ciddi anlamda atak gerçekleştiremezse, uluslararası ilişkilerde kimi zaman 'one minute' ile sevinen Türkiye şimdi 'one minute'nin bedelini ödüyorsa ve devlet yönetimi ciddi bir işse, ciddiyeti taşıması gereken kadrolar gereğini yerine getirmede acz içinde ise Türkiye'nin kendi yönetim anlayışına bakması lazım. Muhtemelen; alt komisyondan 23'e 22 olara geçen sözde soykırım tasarısı, gelişen süreçte Temsilciler Meclisi'nden geri dönebilir ama  bir şey gerçekleşti ki Türkiye'nin güvendiği dağlara kar yağdı.
Yani geçmişte Amerika başkanları ve bu devletin sorumluluk üstlenen dış işleri bakanları bu tür tasarılar gündeme geldiğinde hep birlikte Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu'yla irtibat kuruyorlardı. Yine Amerikan başkanları hep birlikte yazılar yazıyorlardı, doğrudan temasa geçiyorlardı.
Acaba Obama yönetimi Tayyip Erdoğan yönetimiyle ilişkilere mesafe mi koymak istiyor diye düşünmek lazım. Ama tüm bunların ötesinde bu olay bir devlet politikasıdır.”dedi.

-Sözde soykırım tasarısı alt meclisten geçti ve Temsilciler Meclisi'ne de gelecek. Bundan sonra yeni pazarlıklar gündeme gelebilir mi?

Tasarının ekranlara gelmesi ve gelen görüntüler bir komediyi andırdı. Kaçanlar, birbirlerini kovalayanlar.
Afganistan'a muharip güç gönder, İncirlik'teki üsten daha farklı yararlanalım. Kuzey Irak'tan Amerikan askerleri tahliye edilirken şunları da Türkiye'den ödün olarak istiyoruz. Veya sen Kuzey Irak'ta başka bir misyon üslen. Veyahut Kuzey Irak'taki terör örgütüyle ilişkilerini farklı değerlendir. Ve Kıbrıs. Kardeşim çek askerini Kıbrıs’tan , limanlarını aç...bunların her hangi biri masaya getirilebilir.

“Türkiye duvara çarpıyor…”

Türkiye'nin siyasi gelişimini sadece Yahudi lobisine bağlaması da aczdir. Bu üzüntü verici bir olaydır. Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına gerçekten üzüntü verici bir tablodur.  CHPli arkadaşlarımda orada tasarının geçmemesi adına katkı sağlamaya çalıştılar. Maalesef arzu edilen sonuç alınmadı. Dilerim bundan sonraki süreçte siyasal iktidar uluslararası ilişkileri, dış politikayı 'sıfır sorun' dedikleri dış politikayı böylesine duyarsız şekilde taşımazlar ve yeniden kendilerine çeki düzen verirler. Temenni ederim ki o 'monşerler' diye aşağılanan ve yok farz edilen dış işlerinin yıllardır gelen birikimleri ve tecrübesiyle oluşan kadrolarla devlet politikasını kendi siyasetlerinin önüne taşırlar. Nitekim aksi olduğu için her seferinde Türkiye duvara çarpıyor.
Maalesef Türkiye her alanda hırpalanan ülke haline geldi. AB ilişkilerimiz aynen böyle. Seni bekleme odasında tutuyorlar. Hazin bir tablo yaşatıyorlar. Bu umarız iktidarın kendine çeki düzen vermesi için bir  fırsat olur.

Anayasa ve Yargı reformu şu an ülkemizin gündeminde. CHP'nin bakış açısını yansıtır mısınız?

1982 Anayasası'nı hiç kimse bu haliyle kalsın istemiyor. Ama bir başka gerçek daha var, bu darbe anayasası zaman içerisinde değiştirildi. Benim en son saydığım 84 kez anayasanın başlangıcı dahil kimi maddeleri değiştirildi. Bir o kadar da delindi. Daha özgürlükçü, hak ve hürriyetleri öne çıkaran istisna hükümlerini tasfiye eden ve demokrasinin gelişmesi için kimi kulvarlar açılan bir anayasa haline getirilmeye çalışıldı. Anayasalar değiştirilmez mi? Değiştirilir. Ama yeni bir anayasa yapılır mı?  Yeni bir anayasa kurucu iradeyi gerektirir. Kurucu irade yeniden bir yapılanma olur, devlet yönetimi değişir ve o anlayışın tamamen dışlanması gerekir. Bizim anayasamızın oturduğu temel bir irade var, nedir o? Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. İlk 4 maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde sipariş bir anayasa değişikliği teklifinde bulunmuşlar.

“Anayasanın tamamını değiştiremezsiniz…”

Daha sonra Amerika'ya giderek akıl aldılar. Önce dediler ki anayasanın tamamını değiştireceğiz. Dedik ki bir dakika, neyi değiştiriyorsunuz. Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceği hükümler var. Biz bunları tartıştırmayız dedik. Asıl sıkıntı temel hükümlerin değiştirilmeye çalışılması.
Anayasa değişikliği çalışmalarının neden gündeme tekrar getirildiği gerçeğinin perde arkasına bakmak lazım.

“Yargı’dan kaynaklanan rahatsızlık var…”

Perde arkasına baktığınızda Yargı'dan kaynaklanan rahatsızlık var. Çünkü, AKP Türkiye'deki tüm kurumları teslim almak istiyor. YÖK, üniversiteler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, futbol federasyonu, radyo televizyon üst kurulu yani aklınıza ne gelirse. Ve basın ve medya. Ben sizi kutluyorum. Şu an medyanın % 60'ı AKP yandaşı. Ve medya üzerinde inanılmaz bir baskı var. Basın ise dördüncü kuvvettir. Şimdi her taraf teslim alındı. Yargı'yı da teslim almak istiyorlar. 



Hazırlayan: Kerem Beyer

 

Yorum ekle


Şu anda 64 konuk çevrimiçi

web tasarımı