Pazartesi, 22 Şubat 2010 19:21

Kafanız çatlak değilse yatırım yapmazsınız

İş Dünyamız isimli programda Çaycuma Süt’ün  dünden bugüne nasıl geldiğini anlatan Hüsnü Sami Alpan, tarım ve hayvancılıktan, siyasete, iş dünyasını etkileyen ekonomik  krize  varıncaya dek geniş kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.

“Bürokratların sanayiciye, önlerini açacak şekilde destek vermesi mümkün değil. İsteseler de mümkün değil. Çünkü o adamlar yasaları uygulamakla mükellef. Türkiye’deki yasalar o  kadar ağır ki bir insanın yatırım yapması için ya kafasının çatlak olması lazım, ya tahtasının eksik olması lazım, ki sanayicilerin çoğu benim tahtam eksik diyerek lafa başlar. Ben de lafa böyle başlarım…”

‘O, sanayicinin psikolojisini çok iyi biliyor…’ 

“Türkiye’de sanayici olmak gerçekten de çok zor. Ben Valimizi gerçekten de çok takdir ediyorum. Sayın Ata sanayi kentinden buraya gelmiş olduğu için sanayicinin psikolojisini, sanayicinin ruhunu çok iyi bilen bir insan. Bunu çok iyi bilmek lazım ve kendisi biliyor. Gerçekten sıkıntılarımızın çözümünde öneriler getiriyor. Alttaki bürokratlarda Sayın Valimizden aldığı elektrikle bize pozitif yaklaşıyor. Vali noktası çok önemli…”

Alpan: Burdur’a fabrika kurduk, çünkü…
Ben öncelikle 67 Kanal Z yönetimine ve sizlere böyle bir programı şirketimizle gerçekleştirmenizden dolayı teşekkür etmek istiyorum.
Çaycuma Süt, ikinci kuşak olarak bugünlere gelmiş bir şirkettir. Bundan yaklaşık 55 yıl önce babam tarafından kurulmuş küçük çekirdek bir işletmeyken 1983 yılında  okulumu ve askerliğimi bitirdikten sonra bayrağı devir aldım. Ve bugünlere dek geldik.
Şu an itibariyle Çaycuma  ve Burdur’daki fabrikamızla birlikte yatırımlarımız mevcuttur. Bu iki yatırımda yaklaşık 150 civarında çalışanımızla 300 ton/gün kurulu kapasitemizle ticari hayatımıza devam etmekteyiz. Ancak dile getirdiğim kapasiteyle şuan çalışmıyoruz. Bu kapasite kurulu kapasitemizdir. Şu an itibariyle Çaycuma ve Burdur’daki fabrikalarımızda toplam 65 ton civarında süt işlemekteyiz.
Çaycuma’daki fabrikamızda sıvı grup denilen yoğurt-ayran-tereyağı ve krem peynir üretmekteyiz. Burdur’daki fabrikamızda da katı grup denilen kaşar peynir ve beyaz peynir üretimi yapılıyor.

“Ekonomik krize rağmen yatırım yaptık…”

Burdur’daki fabrikamızın katı grup olmasındaki sebep şudur; ben hep sıkıntımdan sebeple konuşmaktayım, biz oradaki fabrikamızı bölgemizdeki hayvancılığı yeterince iyi bir noktaya getiremediğimiz için kurduk. Ekonomik krize rağmen trilyonlarca liralık yatırımı oralara yapmak zorunda kaldık. Dolayısıyla Burdur’daki insanları da istihdam ediyoruz. Yine oradaki süt üreticilerine de kaynak sağlamış oluyoruz. Bizim için Türkiye’nin her yanı aynıdır ama bölgemiz insanının işsizliği bir yandan sıkıntı olarak konuşulurken, biz onlara iş olanağı sağlayacak hayvancılığı yaptırtamadığımız zaman bu da bizim için üzüntü yaratıyor. 

“Onlar hayvancılığı geçim kaynağı olarak görürken…”

Çünkü oradaki insanlar hayvancılığı kendilerine geçim kaynağı olarak kabullenmişler ama buradaki insanlar hayvancılığı geçim kaynağı olarak görmüyor. Ya da gösteremiyoruz. Bu nedenden ötürü Burdur’a fabrika yapmak durumunda kaldık. Katı grupta süt daha çok tüketildiği için üretimi Burdur’a taşıdık. Bir kilo yoğurdu en çok iki kilo sütten yaparsınız. Ama 1 kilo kaşar peynirini için 12 kilo sütten yaparsınız. Burdur’daki fabrikada daha çok süte ihtiyaç duyulmakta. Çaycuma’daki fabrikamız toplam 7.500 metrekare kapalı alanı olan, Burdur’daki fabrikamız ise 3.500 metrekare kapalı alanı olan fabrikadır.
Çaycuma’daki fabrikamızda 100 civarında insanı istihdam
etmekteyiz. Burdur da ise 50 civarında bir istihdamımız var.
“Türkiye’de önemli noktalardayız…”

Orada yapılan üretim her hafta Çaycuma’ya gelir ve pazara dağıtımı yapılır. Dolayısıyla faaliyetimiz merkez Çaycuma olarak devam etmektedir.
Yoğurt ve ayran piyasamızın gayet iyi olduğunu düşünüyoruz. Ülkemizdeki ulusal market zincirleriyle çalışıyoruz. Yine yerel market zincirleriyle de çalışmaktayız. Okullar ve devlet ihalesi olan kurumlarla çalışıyoruz. Genel olarak bakıldığında Türkiye’deki önemli noktalarda varız. Şu an ki faaliyetlerimizi bu şekilde açıklayabilirim.

“Madenlerin kapatılmasıyla ilgili bir gündem ortaya çıkmıştı…”

Ben 1983 yılında Çaycuma’ya gelirken, İstanbul’da yükseköğrenimimi tamamladığım yıllarda kendime ekmek sağlayabileceğim bir ortamım vardı. Fakat kendimce İstanbul tecrübesi almış, öğrenim görmüş biri olarak bölge insanına edindiğim tecrübelerle fayda sağlayabileceğim mantığıyla Çaycuma’ya geldim. Yoksa ben İstanbul’da karnımı doyuruyordum. Geçmişi büyüklerinizden dinlediyseniz bilirsiniz 1980li yıllarda 12 Eylül Darbesi’nden sonra ortaya çıkan siyasi oluşum Turgut Özal’ın Başbakanlığı dönemini kastediyorum, o dönemde Zonguldak’taki madenlerin kapatılmasıyla daraltılmasıyla ilgili bir gündem ortaya çıktı. Ve o yıllardan itibaren Zonguldak’ın sahibiyim diyen bürokratların hepsi alternatif sektörlerin ortaya çıkarılması yönünde fikir ürütmeye başladılar. Benim Çaycuma’ya gelişim ise o yıllara rast gelir.

“Babamın lakabı Sütçü Osman’dır…”

Ben bölge insanının  tarım ve hayvancılık yaparak  bir ekonomi yaratılabileceğini düşünerek  geldim ve kendi işletmemiz olan babamın evinin altında 80 metrekare bir alanda babam yoğurtçuluk yapıyordu. Babamın ise Sütçü Osman diye lakabı vardır. Hala aynı lakapla anılır. Babam şu an 85 yaşında. İnsanların ekonomik kazançlarını yükseltebilmek için çalışmalarım oldu diyebilirim. O dönemleri Seda Hanım çok iyi bilir zira yerel gazetelerle ilişkilerim çok iyidir.Yapılan faaliyetleri duyurabilmek adına  yereldeki arkadaşlarım duyarlı olmuştur.

“Musa Işın’ın büyük katkıları olmuştu…”

Yıllardır bölgede hayvancılığın gelişmesi adına çok büyük çalışmalarımız olmuştur. Kooperatiflerin kurulmasında benim büyük katkım oldu, kooperatifler beni girişimleri neticesinde kuruldu. Kooperatiflerin kurulmasındaki espride şudur, köylüye verilen bir takım krediler var. Hayvan alımıyla ilgili, tarımla ilgili, farklı işlerle ilgili nasıl bir bankaya gittiğinizde şirket olursanız bankayla kredi ilişkisine girebiliyorsunuz bakanlıkla da bu ilişkiye girebilmek için kooperatif tüzel kişiliğinin kazanılması gerekiyor. Bizde Çaycuma’nın bütün köylerini yaklaşık 90 tane köy bulunmakta, bütün köyleri  gruplar halinde bir çatı altına aldık. Faaliyetlerde dönemin Kaymakamı Musa Işın’ın çok büyük katkıları olmuştur. Bu vesileyle kendisini saygıyla anıyorum. Şimdi kendisi Ankara’da görevli.

“TTK’ya işe girmekten başka bir şey düşünmüyorlar…”

AK Parti hükümeti döneminde özellikle Fazlı Erdoğan ve Polat Türkmen vekillerimizin yaklaşımları oldukça yapıcı olmuştur. Hatta CHP milletvekillerinin de yaptıkları çalışmalar bölge ekonomisine katkı sağlayacağı düşünüldüğünde yine Ali İhsan Köktürk’ün yine Polat ve Fazlı Bey’le Tarım Bakanlığı’nda kooperatiflerimize alacağımız fonlarda kendilerinin katkıları olmuştur. Ayrıca bu vesileyle onlara teşekkür etmek isterim. Ancak insanımızın hamurunda bir tuhaflık var. Bunca ortaya konulan proje, bunca çaba, bürokratların bölgedeki sivil toplum örgütlerinin girişimleri, bizlerin şirket olarak çalışmaları insanları harekete geçiremedi. Elbet bir gün bir TTK’cı çıkar bizi işe alır düşüncesi içinde ocakların dışında hiç bir hayalleri olmayan bir insan topluluğu var. Çaycuma’nın köylerinden bahsediyorum. Diğer ilçelerimizde bu gibi durumlar içindedir. Dolayısıyla hayvancılık özellikle Çaycuma’da olması gerektiği noktaya bir türlü gelemedi.

“Yıllarca sütü Burdur’dan getirdim, fakat…”

Hayvancılığın yapılıyor olmasının ölçüsü de şudur; evinizin altındaki bakkaldan sürekli ekmek alıyorsunuz. Eğer o bakkalda ekmek sürekli bulunmazsa bakkalınızı değiştirirsiniz. Bir malı sürekli bulduğunuz yerden alışveriş yaparsınız. Bu örneği bizim sektörümüze çevirirsek; hayvancılık bölgemizde o kadar ölçüsüz yapılıyor ki, yazın Çaycuma Süt’e günde 70-75 ton süt gelebiliyor. Kışın ise gelen süt miktarı 15 ton…Bu düşüş hayvancılığın düzgün yapılmayışına bağlı. Eğer siz bu işi düzgün yaparsanız 12 ay siz aynı miktarda sütü verirsiniz. Şimdi ben 70 süte pazar bulacağım, sonra o pazar 15 tona düşecek. Ben aradaki 55 tonu nereden bulacağım? Yıllarca aradaki farkı kapatmak için sütü Burdur’dan getirdim. Dışarıdan sütü getirdiğinizde sütün nakliyesi her hangi bir mal gibi olmuyor. Sütün nakliye  maliyeti oldukça  yüksektir. Bu gibi olumsuzluklar sebebiyle pazardaki rekabet şansımı kaybetmeye başladım. Yıllarca sütü Burdur’dan Çaycuma’ya getirmek için çabaladım ama şirketimizin pazara yeterince hitabet edebilmesi için ve piyasada rekabet edebilmemiz için katı grup olarak adlandırdığımız ürün çeşitlerinin üretimi için Burdur’a fabrika kurmak kaçınılmaz hale geldi. Dolayısıyla 2007 yılında böyle bir kararı aldık. Ve aldığımız kararı süratle hayata geçirerek 2008 yılından bu yana beyaz peynir ve kaşar peynirini Burdur’da üretmekteyiz.

“Hayvancılığın olduğu yerde sokakta hayvan göremezsiniz…”

Burdur’daki fabrikamız yılın 12 ayı istediği sütü bulabiliyor. Çaycuma’daki fabrikamızın böyle bir şansı yok. Burdur’daki fabrika’da 50 kişi çalışıyor. Çaycuma fabrikamızda ise 100 kişi çalışıyor. Burdur’daki insanlar hayvancılığı olması gerektiği gibi yapıyor.
Bunun açılımını da isterseniz yapabilirim; inekten süt alıyorsunuz. İnek de aynı insanlar gibidir. Çiftleşir, tohumlanır, hamile kalır, doğurur ve süt verir. Hayvanların kızgınlık dönemleri vardır, eğer siz o kızgınlık dönemlerini çiftliğinizdeki hayvanların tamamını göz önüne alarak dengeli biçimde yayarsanız onların hamilelikleri de kızgınlıkları da süt vermeleri de peşpeşe gelir. Dolayısıyla sizin çiftliğinizde düzenli olarak aynı miktarda süt çıkar. Bunu hayvancılığı olması gerektiği biçimde yapan insanlar da durum böyledir. Ama bizim bölgemizde teyzemiz amcamız sabah ahırın kapısını açar. Hayvan çıkar, kendi kendine suyunu içer, yem yer, döllenir, tohumlanır, adamın haberi bile yok… Çünkü hayvanın ne zaman kızgınlaştığını takip etmiyor. Tohumlanma genellikle bizde yaz aylarında olur. Yazın süt vardır, kışa girerken hayvan hamile olduğu için süt vermez, hepsi bir kenara çekilirler bizde süt diye bekleriz. Siz hayvanınızı kontrol altında tutmalısınız. Bir ineğin değeri şu an 4 bin lira civarında. Düşünebilir musunuz; (10 tane ineğiniz var) 40 bin liralık hayvanlarınızı sabah salıyorsunuz, onların ne yaptığını takip etmiyorsunuz. Böyle bir mantık nasıl olabilir ben hala anlayabilmiş değilim. Ama bizim bölgemizin insanı genellikle böyledir. Baktığınızda sokaklarda çok hayvan görülür, çok hayvanın sokakta görülmesiyle bakın Çaycuma’da hayvancılık var diye algılarsınız. Fakat hayvancılığın yapıldığı yerde hayvanın sokağa çıkmaması gerekir. Yani bir başı boşluk, bir başı bozukluk var.  Bunda tarım teşkilatının eksikleri var mıdır? Tabi ki vardır. Devlet insanların belli konularda eğitilmesinde görevlidir. Tarım Bakanlığı, Tarım İl Müdürlüğü, Tarım İlçe Müdürlükleri bununla ilgili görevleri vardır. ama günümüze gelindiğinde bu bahsettiğim hadiseyi hala insanları bilinçlendirerek kafalarına sokulamamıştır. Bunun içinde belki bizim de suçum günahımız vardır ama bu işte bire bir devletin görevlileri bilgiyi vermelidir. Belki veriliyordur da bizim insanımız bilgileri almıyordur. İşin bir başka boyutu bu olabilir. Bütün bu olumsuzluklar üst üste geldiğinde tablo bölgede özellikle tarımın hayvancılık ayağı şu an başarısız bir vaziyettedir. İşin özeti budur.

“Benim AK Partili olduğumu zannetmeyin…”

Ekonomik kriz, Türkiye’deki yönetimin yanlışlıklarından kaynaklanmış bir kriz değildir. Öncelikle bunun ortaya konulması gerekir. Dünyadaki ekonomik krizin patladığı dönem 2008 yılının Ramazan Bayramı’dır. Bunu hiç unutmam. Çünkü diğer firmalar gibi biz de kredi kullanan bir şirketiz. Ramazan Bayramı’nda öyle bir atmosfer oluşmuştu ki bankalar para vermeyecekmiş gibi. Ben o günleri nasıl geçirdiğimizi hala da unutamam. Ama Türkiye’de böyle bir şey olmadı. Yani bankaların para vermemesi gibi bir durum yaşanmadı. 2008’den bugüne kadar bakıldığında dünyadaki yaşananları düşünürsek bankaların uygulamaları sıkıntı yaşatmadı. Bunda hükümetin doğru ekonomik politikaları da vardır. Çünkü hatırlarsanız Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’a Anayasa fırlatmasıyla ülkede faizler tırmanmıştır. Bir siyasinin ağzından çıkan demeç  borsaları etkilemiştir. Tabi bunlar yıllar önceydi ama şu an ki hükümetin döneminde gözünüzü kapatıp bir düşünün; Türkiye’de bir çok olumsuzluklar olmasına rağmen ne borsa, ne faizler, ne döviz kurları değişmiyor. Beni böyle konuşurken AK Parti’li zannedersizin sakın zannetmeyin ben AK Parti’li değilim. AK Parti’ye oy vermiş birisi de değilim. Ben sosyal demokrat bir adamım. Ama doğru yapılan bir iş varsa bunu da ortaya koymak gerekir diye düşünüyorum.

“Krizin hükümetle alakası yok…”

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik bir kriz var. Ve bu krizin 2010 da geçeceğine ben inanmıyorum. Bu yıl içinde de Türkiye bunu en acı ve en sıcak bir şekilde yaşayacak. Ama krizin hükümetle bir alakası yok. Bunu tespit etmek lazım. Herkes kriz için kendi imkanları çerçevesinde tedbir almaya çalışıyor. Bizde kendi tedbirimizi almaya çalışıyoruz. Aldık denilebilir. Bizim aldığımız en önemli tedbir 2010 yılında bizim ilave bir yatırımımız yok. Eğer işiniz ilave bir yatırım yapmayı gerektiriyorsa o zaman işiniz zor. Çünkü bütün işletmeciler kabuğuna çekilmiş, kriz ortamında kendisini taşıyabilir bir politika izlemek zorunda. Kar oranı çok düşük. Piyasada nakit sıkıntısı olduğu için alacaklarınızı gününde tahsil edemiyorsunuz. Bu da sizin işletme sermayenizin güçlendirmenizi gerektirir. Hem işletme sermayenizi güçlendireceksiniz, hem karınız yok, bir de yatırım mecburiyeti ortaya çıkarsa işiniz zordur. Bizim en azından önümüzdeki birkaç yıl içinde yatırımımız yok, bu bizim için belki bir şanstır. Burdur’daki yatırımımız bitti, Çaycuma’daki yatırımımız bitmiş vaziyette. Bizim her iki fabrikamızın yatırım yapmaksınız günde 200 ton süt işleme kapasitesi mevcut. Bu bizim için bir şanstır. İşletme sermayemizi olabildiğince güçlü tutmaya çalışıyoruz.

“Ekonominin kuralları acımasızdır…”

Başbakan’ın bakkallarla ilgili söylemiş olduğu bir ifade var. Ne acıdır ki ben de bu görüşe katılıyorum. Şöyle katılıyorum, tabi ki birleşmeliler. Bunun altında yatan mantık ise sermayeyi güçlendirmek. Gelinen noktada yapılması gereken şey hangi sektörde olursanız olun sermayenizi güçlü tutmanız gerekiyor. Bunun yolu neyse onu yapacaksınız. Birleşmekse, birleşmek. Ekonomi o kadar önemli bir bilimdir ki siz duygusal davranabilirsiniz, ama ekonominin çarkı sizi kendi kuralları içine sokar. Siz ne yapsanız yapın, ekonominin kuralları acımasızdır. Siyaset kişiye göre değişebilir ama siyasetin kuralları kişiye göre değişemez. Yapılması gereken sadece şudur, ekonominin kurallarını bilerek, radikal karar alıp bu kararı uygulayabilmektir. Bugün ki hükümetin yaptığı da budur. Ben de şirketimizde bunu yapmaya çalışıyorum. Başarılı olduğumu düşünüyorum.

“Yatırım yapmak için kafanızın çatlak olması lazım…”

Ben bölgenin sonradan değil en başından beri istihdam yaratan bir yatırımcısıyım. Bürokratların sanayiciye önlerini açacak şekilde destek vermeli mümkün değil. İsteseler de mümkün değil. Çünkü o adamlar yasaları uygulamakla mükellef. Türkiye’deki yasalar o  kadar ağır ki bir insanın yatırım yapması için ya kafasının çatlak olması lazım, ya tahtasının eksik olması lazım, ki sanayicilerin çoğu benim tahtam eksik diyerek lafa başlar. Ben de lafa böyle başlarım. Ben 1957 doğumluyum. Benim hala param yok. Ve Türkiye’de sanayiciyim diyenlerin parası yoktur. Bu adamlar her seneyi eziyetle geçirir. Ben ve benim arkadaşlarım hep öyle. Çaycuma Sanayi Bölgesi’ndeki insanları dolaşın hepsi böyledir.  Ama Zonguldak’ın çarşısına çıkın meşhur Gazipaşa’ya, Çaycuma’nın Gazipaşa’sına oradaki kuyumcular, oradaki alım satımcılar bugünü kast etmiyorum genel olarak konuşuyorum. Şimdi nakit sıkıntısı olduğu için herkes sıkışık, geçmiş dönemlerde amcalarda yazlıklar-kışlıklar, tatiller, biz 365 gün 24 saat çalışan insanlarız. Ne pazarımız var ne çarşambamız var.

“Vali Ata’yı takdir ediyorum…”

Türkiye’de sanayici olmak gerçekten de çok zor. Şu an Zonguldak’ta bir Vali var. Ben kendisini gerçekten de çok takdir ediyorum. Sayın Ata sanayi kentinden buraya gelmiş olduğu için sanayicinin psikolojisini, sanayicinin ruhunu çok iyi bilen bir insan. Bunu çok iyi bilmek lazım ve kendisi biliyor. Gerçekten sıkıntılarımızın çözümünde öneriler getiriyor. Alttaki bürokratlarda Sayın Valimizden aldığı elektrikle bize pozitif yaklaşıyor. Vali noktası çok önemli…
Bu dönem iki parti var, bundan önce dört parti vardı mecliste. MHP vardı, ANAP vardı, CHP vardı, AKP vardı. Dolayısıyla her parti meclise girmiş, bölgeyi temsil etmişlerdir. Hepsi iyi niyetli insanlardır. Ama biz vekil seçmeyi bilmiyoruz, Zonguldak’tan bahsediyorum. Vekil üretimin içinden, piyasanın içinden olması gerekir. Şimdi, Polat Türkmen tüccar arkadaşımızdır. çok iyi niyetlidir ama tüccardır. Fazlı Erdoğan sanayicidir. O bizi çok iyi algılar. Ben burada kimsenin reklamını yapmıyorum öyle bir tarzım da yoktur. Bizim 7 sene bakanlığımızı yapmış Çaycumalı arkadaşım vardır, Hasan Gemici. Yedi sene…Organize sanayi bölgesinin sorunları onun döneminde bitmemiştir. AK Parti iktidarı geldi, Fazlı Erdoğan’a bölgenin alt yapı sorunlarını ve bu sorunlardan dolayı sanayicilerin etkilendiğini anlattım. Ve seçimden  6 ay sonra Çaycuma Organize Sanayi Bölgesinin alt yapısı tamamen bitirildi. Bu, Fazlı Erdoğan’ın sanayici yanının getirmiş olduğu bir faydadır. Ben Fazlı Erdoğan’ın siyaseti iyidir-kötüdür bilmem. Onunla ilgili herkesin görüşü farklı olabilir. Diğer vekiller duyarsız mıdır, hayır. Hepsi duyarlıdır.
Ali İhsan Köktürk benim kardeşimdir. Sizin şu an  oturduğunuz koltuğa belki ayda iki defa oturur. Ama kendisi avukattır. Onun da yaptığı işler vardır. İktidar partisi vekili olmamasından dolayı pasifize   durumdadır. Zonguldak’ın yatırıma ihtiyacı olmasından dolayı, Zonguldak’ın yatırımdan, sanayiden gelen insanları vekil seçmesi gerekir.
Geçmişte Ankara’da bakanlığa giderdim. Olağan üstü hareketlilik görürdüm. Sorardım, ya ne oluyor? Gaziantep’in ekibi gelecek derlerdi. Beklerdim. Bir de görürdüm ki Antep’in bütün vekilleri bir arada. Antep’te ne kadar sivil toplum örgütü varsa, Antep’te ne kadar siyasi parti temsilcisi varsa yüzlerce insan…O kadar insan bir araya gelip de bakanlığı ziyaret ederse isteklerini koparır, alır gider. Antep’te en az 4 tane organize sanayi bölgesi var. Ve şu an Türkiye’nin en gelişmiş, ekonomisi en yüksek vilayetlerden bir tanesi.
Mesela Çorum ekibi gelir. Belki Çorum’u beğenmezsiniz. Ankara’da Sanayi Bakanlığa’na Çorumlular gelsin, inanan yüzlerce insan toplanır gelir. O kadar insanı gören Bakan ya da görevli kimse istekleri yerine getirir. 
Zonguldak’ta bugün işsizlik var, fabrikalar kurulması gerekir.

Cura: Tarım ve hayvancılık ivme kazanmadı

Sınırlı Sorumlu Kayıkçılar Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Bayram Cura yaptığı açıklamada üretici girdilerinin pahalı olması sebebiyle süt ve et üretiminde düşüş yaşandığını ve ilerleyen günlerde de sıkıntının süreceğini söyledi. Cura, kooperatifle ilgili de  bilgiler verdi. Cura; “Kooperatifimiz 2003 yılında 5 köyü içine alarak kuruldu. Kuruluştan hemen sonra  süt toplama faaliyetlerine başladık. Bu sadece kooperatifin süt toplama faaliyetini gerçekleştirdiği anlamına gelmiyor. Bildiğiniz gibi tarımsal kalkınma kooperatifleri denildiği zaman tarım ve hayvancılık anlamında aklınıza ne geliyorsa faaliyet yapma imkanı oluyor. Bu faaliyetler nedir diye soracak olursanız, bölgemizin birinci önceliği örtü altı  sebze, hayvancılık, meyve gibi…Üreticilere daha iyi koşullar sunabilmek için çalışmaktayız. Bugün itibariyle kooperatifimizin 242 ortağı var. Sadece ortaklarımızla çalışmamız sınırlı değil. Süt üretiminde 1000 kişinin üzerinde insanla çalışıyoruz. Köylerimizde üretimin yapan herkesle temas içindeyiz.  2003’ten bu yana bakıldığında maalesef tarımın ve hayvancılığın bir ivme kazanmadığını söyleyebilirim. Hayvan sayısında artışın olmadığı gibi düşüşten kaynaklı olarak bugün süt ve ette sıkıntılar yaşanıyor. Önümüzdeki süreçte de süt ve etteki sıkıntıların devam edeceğini düşünüyorum. Üreticiler için girdilerin pahalı olması sorunun kaynağıdır…”dedi.  
     
Hazırlayan: Kerem Beyer
   

yukarı çık