Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Türkiye Ekonomisi’nin bu yılın birinci çeyreğinde yüzde 11.1 oranında büyüdüğünü açıkladı..
Buna inanıyor musunuz?
Arkadaşlarımız, TUİK tarafından açıklanan büyüme hızını vatandaşlara sormuşlar..
İnanana rastlamadık..
Zaten inanmak için de geri zekalı olmak gerek.. Açlık sınırının asgari ücretin üzerine çıktığı (822 TL) yoksulluk sınırının da 3 bin liraya (2 bin 676 TL) dayandığı bu ülkede, yüzde 11 büyümeden söz etmek, vatandaşı aptal yerine koymaktan başka bir şey değildir.
TUİK’ in enflasyon oranları gibi, ekonomik büyüme hızı da gerçeği yansıtmamaktadır.
Büyüdüğü ileri sürülen bir ekonominin, vatandaşın refah payına da yansıması gerekir ki, böyle bir yansıma söz konusu değildir.
Bir ülke üretmeden büyür mü?
Büyümez..
Bir ülke, doğal yeraltı kaynaklarını, sanayi tesislerini satarak büyür mü?
Büyümez...
Bir ülkenin ithalatı, ihracatını ikiye üçe katlıyor, ihracatı da ithalata dayanıyorsa büyür mü?
Büyümez...
Bir ülke, sürekli borçlanıyor, bunun karşılığında sürekli faiz ödüyorsa büyür mü?
Büyümez....
Bir ülkede yatırım yapılmıyor, istihdam yaratılmıyor, işsizlik tavan yapıyorsa büyüdüğü söylenebilir mi?
Söylenemez...
Bir ülke kendi kendini besleyemiyor, ithalat yoluyla besleniyorsa, büyüdüğünden söz edilebilir mi?
Edilemez...
Bir ülke, dünyanın en pahalı petrolünü tüketiyorsa, büyüdüğü kabul edilebilir mi?.
Bir iki örnek de bölgemizden verelim.
Erdemir, personel ücretlerini yüzde 35 aşağıya çekiyor, Ereğli Tersaneler bölgesinde işçi sayısı 6 binlerden bin 500’lere geriliyorsa, bu ülke ekonomisinin büyüdüğünden söz edilebilir mi?
Örnekleri çoğaltabilirsiniz..
Evet, bu ülkede ekonominin büyüdüğüne kimse inanmıyor. Çünkü, büyüdüğünü hissetmiyor..
TUİK istediği kadar enflasyonun tek haneli rakamlara düştüğünü söylesin, vatandaşın alım gücü de düşüyorsa ne işe yarıyor enflasyonun düşmesi..
TUİK istediği kadar ekonominin büyüdüğünü söylesin, vatandaş bunu hissetmedikten, refah payı artmadıktan sonra ne işe yarar..
Özetlemek gerekirse, TUİK’in açıkladığı rakamlar gerçekleri yansıtmıyor..
Evet, büyüyen bir ekonomi var...
Aman kimin?..
İKTİDARIN...
Dünyanın en zengin başbakanları arasında bu ülkenin başbakanı da var..
Hem de 8’nci sırada...
Kulakları çınlasın..
Süleyman Demirel, 1991 Madenci Grevine destek vermek üzere geldiği Zonguldak’ta şöyle demişti:
“Bir ülkenin insanları sokaklara çıkmış ‘açız’ diye bağırıyorlarsa, o ülkeyi yönetenler utanmalıdır..”
Evet, bu ülkede açlık sınırı asgari ücreti bile sollamışken, yoksulluk sınırı 3 bin liraya dayanmışken TUİK hangi ekonominin büyüdüğünden söz ediyor..
Geçin bu işleri...
* * *
Aşağıda, Hürriyet Gazetesi’nde (1 Mayıs 2000) yayınlanmış haber göreceksiniz..
Manşetten verilmiş..
Dünya Bankası Türkiye’nin 33 yıllık ortalama büyüme hızını veriyor.
Türkiye yüzde 4.3’lük büyüme hızıyla Dünyanın en hızlı büyüyen 7.ekonomisine sahipmiş..
10 yıl önce böyleymiş Türkiye!..
10 Yıl sonraki büyüme hızımız ise 11.1...
Bu ülkenin insanları 10 yıl önceki yüzde 4.3’lük büyüme hızıyla, bugünkü kadar aç ve yoksul değildi.
Ekonomi büyüyormuş..
Hadi canım sizde...
Okuyucudan Gelenler
Jale Öğretmenin (Yabansu) bir süredir sesi çıkmıyor, biz de merak ediyorduk.
Nihayet Datça’dan ses verdi..
Sağlık sistemi ve 112 Acil servis’le ilgili yazıma ileti göndermiş görüş bildirmiş:
“Sayın Ersoy.,
Sağlık sistemine değinmişsiniz. Size yasadığım bir olayı yazmadan edemedim.
Hafta başı oğlum rahatsızlandı.
Burada ayakta hasta kabul eden hastaneye gittik. Buranın nüfusu yaz aylarında 100 000’i buluyor ki nüfusu 20 000.
Hastanede uzman hekim yok.
Neymiş personel dağıtımında kalıcı nüfus yeni yasayla belirlenmiş. Olsun insanlar kalp krizinden trafik kazasından ölsünler dert mi iktidara.
Gece gündüz acil servis kaynıyor bunun yanında nöbetteki pratisyen dr o anda civarda 112 ambulans çağrıldıysa acil servisi bırakıp ambulansta görevli Dr. olarak sahaya çıkıyor.
Hastane yapımı için burada kazancının büyük bölümünü eğitim yatırımlarına aktaran Kazım Yılmaz adlı bir hayırsever işadamı ‘ben arsama tam teşekküllü bir hastane yaptırayım bakanlık da uzman Dr. versin’ diyor, bakanlık ‘olmaz’ diyor.
Burada yaz aylarında çok sayıda tatilci kalp krizi geçirerek olmuş çünkü tam teşekküllü olmasa da uzmanı olan hastane Datça’ya bir buçuk saatlik uzaklıkta Marmaris`te var. Oraya gidene kadar hasta ölüyor. Sağlık politikasının dönüşümü değil çöküşümü bu... Ertesi gün oğlum düzelmeyince kendi olanaklarımızla Marmaris`e gittik orada da durum farklı değil. Hastanenin acil servisinde antibiyotik ve bazı hayati ilaçlar yok.
Hasta sahibi şehre inip alıncaya kadar hastanın vay haline.
İktidar kıyı kentlerinde alamadığı yerel yönetimlerin cezasını hem burada yasayanlara hem de gelen tatilcilere kesiyor.
Biliyorsunuz mecliste bekleyen bir yasa var. Geçmesi eli kulağında. Yasa kıyı kentlerdeki imar izinlerini yerel yönetimlerden alıp Kültür ve Turizm Bakanlığına devrediyor. Böylelikle hem yandaşlara imar izni verip zenginleştirecek hem de kıyıların canına okuyacak.
Oysa yerel yönetimler yapı izni vermede oldukça cimri davranıyor yöresini korumak için (En azından diğerlerinde fazla mı bilemem ama bu dediğim Datça için geçerli ve çok az imar izni veriliyor)
.Bir ay kadar önce Yalcın Bayer`in köşesinde doğudan yazan bir doktorun mektubunu okudum ve imrendim Cizre Devlet Hastanesi’ndeki olanaklara. Burası da batıdaki bir ilce, oturup da ‘sağlık hizmeti gelmiyor doğuya’ demesinler.
İçim acıyor batıdaki -galiba Manisa`ydi (bir mahalleye elektrik kurulduğundan beri yeni gelmiş ve mahalle halkı bayram yapıyordu. Elektrik geldi) diye ve de kışkırtmasınlar doğu geri bırakıldı diye doktor çocuk ve mama parası alan aileleri de yazmıştı daha pek çok şey vardı. İktidar kendi gözünün önündeki çöpü görmeyip Gazze’ dekilerin gözündeki tomruğu üflemesin artik. Her şey gündem değiştirmece ve bu arada son zamanlarda dökülen bol bol timsah gözyaşları sardı her yani...
Kusura bakmayın oğlumun bilgisayarından yazdım onunkinde bazı harfler yok, onun yerine noktasızlarını kullandım.
Saygıyla jale Yabansu”




